DÜNYANIN İÇİNDEN GEÇTİĞİ BU ZORLU SÜREÇTE
TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARINA
SONSUZ TEŞEKKÜRLERLE...

AN’DA OLMA BİLİNCİ VE COŞKUSUYLA

Mart ayı ile birlikte bir çok iş kolu gibi tiyatrolarımız da kapandı. Maskeyle dolaşmak hayatımızın bir parçası oldu. Endişeler büyüdü; Geçmişe dönülebilecek mi? Yeni normal nasıl olacak? Tiyatromuz ne olacak?

Geçmişte bildiğimiz hayata dönülemeyeceğini kavramaya başladık, her ne kadar içten içe tüm olan bitenin bir rüya olduğunu anlamayı ve uyandığımızda her şeyin kaldığı yerden devam etmesini beklesek de. Yeni normali yaşama şansımız olacak mı bilemiyoruz, çünkü bu süreç toplumun tüm kesimlerini olduğu gibi biz tiyatrocuları da olumsuz yönde etkiliyor, yaşayamaz kılıyor.

Geçen iki ay sonrası tiyatroların tekrar ne zaman açılabileceğinden, yeniden oynamaya başladığımızda seyircinin nasıl bir tavır sergileyeceğinden emin değiliz. Mart ayında bir iki haftalık bir süreç olacağını öngörürken, umut ederken; iki ay sonra  bugün sürecin ne zaman son bulacağını kestirmek çok zor. Normalleşme takvimlerinde hayatımıza dönen şeyler listesinde ‘tiyatro’ belki de haklı olarak sonlarda yer alıyor.

İçinde bulunduğumuz durum; şaşkınlıktan inançla umut etmeye, öfkelenmeden depresyona, yılgınlıktan çabalamaya bir çok duygu geçişleri yaşamamıza neden oluyor. Tüm canlılarda var olan yaşama içgüdüsü ile yollar arıyoruz. Mevcut durumu kabul edip davranışlarımızı buna göre şekillendirme eğilimindeyiz. Her ne kadar içten içe tersi durumları, duyguları hissetsek de yaşama gerekliliği bizi ileriye taşıyor.

Evde kaldığımız ilk günlerde nasıl devam edebiliriz diye düşünmeye başladık. Canlı yayınlar yaparak var oluşumuzu ve devam ettiğimizi önce kendimize sonra da takip edenlere gösterme çabasında olduk. Neredeyse bir hafta içinde online performanslar, atölyeler, söyleşiler, toplantılar hayatımıza giriverdi. Bu kadar hızlı bir adaptasyon ne anlama geliyordu? Endişelerimiz ve çabamız sudan çıkmış balık misali çırpınışlara mı dönüşüyordu? Birçok soru sorulabilir ve yorum yapılabilir. Ancak temel soru şu olmalı; toplumsal hayatta kamusal bir ihtiyaca cevap veren bizler bu çırpınışları yaşamalı mıydık? Şaşkınlığımız ve kızgınlıklarımız buradan temelleniyordu. Fakat bu kızgınlıklardan bir çırpıda sıyrılıyor; nasıl ki pandemiden önce de engelleri, zorlanmaları görmezden gelerek, belki de inadına üretiyor, performanslar gerçekleştiriyor idiysek, bugün de Covid19’u varoluşumuzun önünde engel kabul etmiyoruz. Daha önce de borçluyduk, ama çalışıp ödeyeceğimize inanıyorduk. Şimdi daha da borçluyuz ve borçlanıyoruz, ancak ne yapıp ne edip nasıl ödeyeceğiz bilemiyoruz.  Sevdiğimiz şey ellerimizin arasından  kayıp gidiyor gibi  ve  biz  öfkeleniyoruz.  Öfke   demeyelim   de   kırgınlık   belki. 

Kırıldık, yaralandık belki, ama her şeye rağmen ayakta kalma, varlığımızı devam ettirme ve hissetme çabamız devam ediyor. Kimimiz canlı yayınlarla, kimimiz hak arayışı ile, kimimiz de desteğe ihtiyacı olanlara el uzatmakla çabalıyoruz. Belki dijital platformlardaki gösterimlerin ‘tiyatro’  olmadığını, olamayacağını tartışıyoruz. Farklı bir estetik dil arayışımız da olabiliyor belki ama çabalıyoruz. Yeni normali yaşamaya başladığımızda tiyatronun ne olacağı konusunda bir fikrimiz yok, yok ama umut ediyoruz; Umut fakirin ekmeği... 

Tiyatromuzun tüm ağır sorunlarını böylesi bir ortamda daha da ağır hissediyoruz. Yalnız bırakılma karşısında ne yapabiliriz ki? Oysa bu güne kadar ‘toplumda olumlu değişimler olmasını umuyor, topluma olumlu katkılar sunmaya çabalıyor, toplumsal bir öğe olarak var oluyor, üretimler yapıyorduk. Şimdi ise; toplumsal, kamusal bir öğe olarak toplumun diğer öğeleri ve yönetim organizasyonu tarafından görülmek, duyulmak, hatırlanmak istememiz karşılık bulmadığından kırılıyoruz. 

Umut tiyatro emekçilerinin, tiyatroya emek, gönül verenlerin ekmeği. Her birimizin farklı düzeylerde etkilendiği, kaygılarının doğal olarak farklı olduğu tiyatro camiası insanları olarak umut etmeye devam ediyoruz. Bu umut hepimizin. Çünkü hepimiz aynı hayali görerek, aynı sevdaya düşerek, birlikte üretiyoruz, üretiyorduk. Ve umut ediyoruz ki yine birlikte üreteceğiz.

Üreteceğiz; okuyacağız, provalar yapacağız, tartışacağız, çalışacağız ve sahneye çıkacağız. Aynı bugün bu an’da olduğu gibi bir bilinmezlikle, yeni olan ve tekrarı olmayacak adımımızı atacağız sahneye; belki bir seyircinin telefonu çalacak ya da biri hapşıracak, o kadar da çalışarak sahneye taşıdığımız düşünceyi aktarmaya çalışırken. Belki de bir seyircinin  tek derdi o gün ilk defa  birlikte  dışarıya  çıktığı  flörtü  olacak.

Kimse önceden tahmin edemeyecek. Aynı bugün yaşadığımız gibi kimsenin bilmediği bir bilinmezlikle atacağız adımımızı. Kabul; güvenli hissetmemizi sağlayan çalışılmışlık, yaratıcı ve icracı ekip arkadaşları ve tecrübemizle yürüyeceğiz sahnede, ama hep o an’da ve tekrarlanamayacak şekilde, heyecanla. Özümüzde olan bu varoluşsal özellik, bir güç olarak, hiç durmadan yolumuza devam edeceğimizin garantisi olmalı. ‘Şapka yere düştüğünde kimin alacağını bildiğimiz” gibi, “bilmiyorsak da çaktırmadan devam ettiğimiz” gibi yolumuza devam edeceğiz; hep beraber, bizler ve o an’ın arzulanan coşkusuna nefes almak kadar ihtiyacı olan, bunun farkında olsun ya da olmasın seyircimiz.

 

İlk başlarda gelecek tasarımlarından bahsedemeyebiliriz, yeni günü karşılamak ve yaraları sarmak gerekecektir. Yeni formlara ve eylemlere yönelebiliriz. Sahnemizin bir bölümünü, organizasyonumuzun bir kısmını bu süreçten etkilenen, günlük temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma gelmiş insanlara destek olacak şekilde; belki yemek dağıtacak, belki barınma koşulları sağlayacak şekilde organize edebiliriz. Talep ettiğimiz hassasiyeti toplumun diğer kesimlerine de gösterebiliriz. Evde kalmak zorunda olanların, çocukların, gençlerin yaşamını, eğitim, öğrenimini destekleyecek çözümler arayabilir, uygulayabiliriz. 

Yaratma, üretme cesaretimizi hiç bir zaman kaybetmeyeceğiz. Gelecek programlarımız değişmiş olabilir, oynamak istediğimiz seyirciler, gitmek istediğimiz yerler olabilir öncesinde. Ama şimdi de olmayı kabul ederek ve an’da buluşma coşkusunu hatırlayarak yola devam edeceğiz. Belki koşullar değişecek ama biz özümüzdeki o güçle var olmaya devam edeceğiz. An’da olsak da geleceği inşa etmek için üreteceğiz. Elbette sadece sanat yapmaktan söz etmeyeceğiz. Toplumun yeniden inşasına; eşit, özgürlükçü ve kaynakların paylaşıldığı bir gelecek inşasına katkı sunmaktan söz edeceğiz. Kimi zaman güç vererek, kimi zaman düşündürüp tartıştırarak ve kimi zaman da eğlendirip, coşturarak...

 

Hakan POLACANLI

QPerformans

Sanat Yönetmeni / Oyuncu

Mayıs 2020

Ayrıca şu günlerde umut ve heyecanla bizlerle üretmeyi bekleyen, tiyatro serüvenlerinin başında olan ve bu ne olacağı belirsiz süreçte umutları, heyecanları sönümlenip yıpranan genç insanlarımız tiyatro öğrencileri için ne yapabiliriz düşünmeliyiz, gençler ve geleceğin ne getireceğini bilmiyorlar. Hayallerle ve heyecanla gelecek için donanmaya çabalarken belki de yılacaklar ve hayallerini bırakıp kaybolup gidecekler. Onları kaybedemeyiz. Tiyatromuz yaşasın diyorsak damarlarımızda akan kanı besleyen gençleri düşünmeliyiz. Belki de yeni üretimlerimizde var olmaya devam etmek kadar var etmeye de özen göstermeliyiz. Farkında olarak ve çoğalarak ilerlemeliyiz. Gelecekte hep beraber olacağız.

Her Yer Tiyatro Her Yerde.png

Bahçede, Otoparkta, Terasta, Kampta

Parkta, Sitede, Evde, Okulda

Pandemi koşullarına dikkat ederek

Tek Oyuncu ve Kuklalar ile TİYATRO.

İNCELEYİN

Datça cırcır ile karınca.png

© 2020 by QPerformans 

İstanbul  Turkey

  • YouTube
  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge